Dudaklar kıpırdıyor belli belirsiz, belli ki kaygılı fısıltılara gebeler.. Gözler, en çok onlar anlatıyor yaşanır gibi geçen anları.. Ne zaman yaşayacagız..?
Çocuktum, bir kağıda ölene kadar beni seveceğini yazmıştın. ’Yaşayana dek
yazmıştım ben de sana.. O zaman da anlamamıştın.. Aynı yaşanmamışlığın içindeyiz hala farkında bile değilsin.. Sonra bir durakta karşılastık seninle yıllar geçmişken üzerimizden olanca ağırlığıyla.. Yorgunduk.. Tozlu raflardan alınmış bir kitap gibi hissettim o an seni, benim bile açmak istemedigim.. Halbuki ne göz alıcı bi kılıfın vardı, artık solmuş olan.. Düşünüyorum da ne kadar açtım okumaya.. Seni tutan ellere aldırmayan bi halin vardı, okudum ve yerine kaldırdım bir daha el sürmemek üzere.. Şimdi dudaklarından çıkan fısıltıyla karışıyor bu düşünceler beynimde.. Seni anlamamıştım ben de diğerleri gibi.. Ben kördüm, dokunmam gerekıyordu seni okuyabilmem için belki de.. Parmak uçlarımda hissetmeliydim.. Hiç bu ihtimali düşündün mü ?
Senin için yapamayacağım şey yok, senin için kendimi senden uzak tutmakla başlıyorum.. Kimse kanayan avuçlarımı farketmeyecek, varoluşumun acizliği altında küçülüyor ellerim.. Beynimdeki birbirini kovalayan tilkilerim bile duruldu seni tanımamla, onların aşındırdığı kıvrımlar seninle doluyor şimdi. ‘Bizi unutma!‘ diye bagırıyor her bir hücrem ama ben, beni bile düşünmez oldum seninle.. Uykularım, uyanışlarım, yaşadıgımı sandıgım yaşayamadıklarım.. Hepsinde sen varsın… Gel ve beni uyandır.

Blog Arşivi